(Şu an Özgür Derry'ye giriyorsunuz)Seyahatimin son durağı olan Birleşik Krallık'a Kuzey İrlanda üzerinden başladım. Gönül güneydeki İrlanda Cumhuriyeti'ni ve Dublin'i de görmek isterdi ama ayrı vize gerektiği için daha fazla vizesel strese giremedim ve orayı ekarte ettim.
Öncelikle, buradaki ülke isimleri ile ilgili bolluğu aydınlatmak isterim. Malumunuz, burada sağlı sollu iki ada var. Doğudaki büyük olan Britanya Adası, batıdaki göreceli küçük olan İrlanda diye geçiyor. İngiltere, Britanya adasının güneyindeki merkezi "alt" ülke. İngiltere'nin batısındaki "alt" ülke Galler (başkenti Cardiff), kuzeyindeki ise İskoçya (başkenti Edinburgh). Bunlara yine aynı idari yönetime ait Kuzey İrlanda eklenince ortaya Birleşik Krallık çıkıyor. Özetle,
- İngiltere = İngiltere (England)
- İngiltere + Galler + İskoçya = Büyük Britanya (Great Britain)
- Büyük Britanya + K.İrlanda = Birleşik Krallık (Ana ülke) (UK - United Kingdom of Great Britain and Northern Ireland)
- İrlanda'nın güneyindeki bağımsız ülke = İrlanda Cumhuriyeti (Eire - Republic of Ireland)
Kuzey İrlanda deyince ister istemez insanın aklına öncelikle IRA, çatışma, bomba gibi kavramlar geliyor. Gerek "
Babam İçin" (aman, Babam ve Oğlum değil) ve "
Boksör" gibi filmlerin zihnimde bıraktığı izler, gerekse özellikle 80'lerde TRT haberlerinden eksik olmayan bombalama görüntüleri beni buraları görmeye iten başlıca etkenler oldu.
Güneşi batmayan ve o güneşin batmaması için de dünyanın en ücra noktalarında yapmadığını bırakmayan Britanya Krallığı, doğal olarak yanıbaşını boş bırakmıyor ve Kraliçe Victoria zamanında bütün İrlanda adasını da bünyesine katıp Birleşik Krallık'ı kuruyor. Ancak, İrlandalılar "Ya istiklal ya ölüm" diyerek bizle aynı vakitlerde eyleme girişince, 1922'de özgürlüklerine kavuşuyorlar. (Bkz.
Micheal Collins) Lakin; Britanya, kuzeydeki halihazırda sanayileşmiş Belfast'ı bırakmak istemiyor ve güneye oranla yüksek orandaki Britanya yanlısı protestanlara da güvenip Kuzey İrlanda diye bir yer yaratıp orayı kendine saklıyor.
K. İrlanda'da 1960'lara kadar açık şekilde protestanlar kayrılınca, ABD'deki siyahi hareketin başarıya ulaştığını gören İrlanda asıllılar (=katolikler) da ayaklanıyor ve Derry'de bir kurtarılmış bölge yaratıp (Free Derry) Britanya yönetimini reddediyorlar. (Şehrin isminin ne olduğu bile tartışma konusu: Şehri katolikler Derry, protestanlar Londonderry diye anıyor, aksi istikamette giderseniz sinirleniyorlar. Adamların hepsi de birbirine benziyor, dolayısıyla insan ne yapacağını şaşırıyor. En iyisi baştaki London'ı hızlıca yuvarlayıp Derry'yi keskin söylemek, yanar döner bir durum yaratıp aradan sıyrılmak...
* ) 2-3 yıl süren bu direniş sonrasında, 30 Ocak 1972 günü Britanya polisi silahsız şekilde eylem yapan Derry'lilerin üzerine ateş açıyor ve 6'sı 17 yaşında olmak üzere 14 kişiyi (kimini sırtından vurarak) öldürüyor. Hiçbir Britanya polisi yargılanmıyor, hatta operasyonu yürüten polis şefleri terfi ediyor. İşte dananın kuyruğu burada kopuyor, İrlanda Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra kış uykusunda olan IRA bir anda şaha kalkıyor. Kanlı Pazar (
Bloody Sunday) diye anılan bu güne kadar direnişlerini en fazla molotof kokteyli ve taşla götüren İrlanda asıllılar, öfkeyle silaha bombaya sarılıyorlar. Sonrasında IRA'nın sebep olduğu kör terör, canlarından olan nice masumlar, gözyaşı... Zor geçen 70 ve 80'lerden sonra IRA'nın siyasi kolu
Sinn Fein ve Britanya hükümeti tartışmayı barış yanlısı bir platforma oturtup 1998'de bir anlaşma imzaladılar ve zor da olsa geçen sene bunu yürürlüğe soktular. Benim gördüğüm, o karşılıklı nefret bulutu büyük ölçüde dağılmış ama Derry girişindeki heykelde de simgelendiği üzere eller birbirlerine yakınlaşsa da henüz tokalaşmamış...
Kanlı Pazar'ın gerçekleştiği Derry'nin
Bogside semtindeki duvar resimlerinin her biri ayrı bir sanat eseri. Aralarından yürürken geçmiş yıllardaki acıyı damarlarınızda hissediyorsunuz. Direnişin simgesi "Şu an Özgür Derry'ye giriyorsunuz" yazısı, semtin girişinde gururla durmaya devam ediyor. Protestan semtlerinde de altta kalmamak için yapılan "şanlı" Britanya tarihini simgeleyen duvar resimlerine rastlamak mümkün. ("Ne enteresan bu Britanya yanlısı resimler" deyip fotoğraf çekerken üzere saldıran Britanyalı köpek, bu sefer de sözüm sana! Polis arabasına havladın tamam, diğer köpeklerle dalaştın o da tamam, masum bir turiste niye saldırıyorsun? Hele bir Türkiye'de göreyim seni, bak neler yapıyorum...)
Belfast'ta Boksör filminde irdelenen polis kontrol noktaları çoktan kalkmış, Derry'dekine oranla daha barışcıl bir hava var. Ancak, şehirde birkaç güzel heykelden ve büyücek bir hükümet binasından öte çok görülesi bir yer yok.
Ülkenin kuzeyindeki
Giant's Causeway'a, her iki kentten de günübirlik geziler yapmak mümkün. Zamanında lavların soğuk deniz suyuyla karşılaşması sonucu oluşmuş altıgen prizma biçimli taşlar yemyeşil İrlanda çayırları eşliğinde birbirinden güzel manzaralar sunuyor. Buz gibi esen Atlantik rüzgarı ciğerlerde tahribat yaratsa da kaçırılmaması gereken şahane bir gezi.
İskoçya'nın dağlık bölgesine (Highlands) yaptığım geziden sonra şu an Beatles'in memleketi Liverpool'a doğru gidiyorum. Sizleri de politik yanı ağır basan sevgili İrlandalı grup U2'nun toy vakitlerinde yaptıkları, muhtemelen ilk politik çıkışları olan "Sunday Bloody Sunday" şarkısıyla başbaşa bırakıyorum.
U2 - Sunday Bloody Sunday - War '83
(NOT: Ne zaman döndüğümü soran edenlere... Pazartesi akşamı hayırlısıyla yolculuğu tamamlayıp eve yurda dönüyorum.)


Liverpool - İngiltere